Engin Türkgeldi - Söyleşi
Yazın dünyanızı besleyen kaynaklar nelerdir, biraz bahsedebilir misiniz?
Bana alıştığımdan, kanıksadığımdan farklı bir fikri, hissi, durumu gösteren her şey beni besliyor diyebilirim. Böyle bir uyarı varlığında zihnim başka olasılıkların farkına varıyor, onlarla oynamaya başlıyor. Bu da bir düşünceler silsilesini başlatarak üretim sürecini tetikliyor. Daha somut bir cevap vermem gerekirse, elbette yazıyla ilgilenen herkes gibi en çok kitaplardan besleniyorum. Okuma tempom iyiyse aklıma daha çok fikir geliyor, tempom düşünce fikirler de azalıyor. Bunun dışında müzik, resim ve sinema diğer uyarıcılarım diyebilirim. Zaten bunlar öykülerimdeki epigraf, referans ve göndermelere de yansıyor.
Nasıl yazıyorsunuz? Bir ritüeliniz var mı; varsa bahsedebilir misiniz?
Ritüel diyebileceğim bir rutinim yok. Hele ki sorumluluklarım ve yoğunluğum arttıkça, imkân bulabildiğim yer ve zamanda yazmaya gayret etmeye başladım. Yine de kendimi yazarken hayal ettiğimde aklımda genelde şöyle bir sahne canlanıyor: gece geç bir saat, ev ve sokaklar sessiz, bazen çok hafif bir müzik bazen sessizlik, ben bilgisayarımın başındayım, arada kalkıp evde turluyorum sonra yeniden masama oturuyorum.
Öyküleriniz pek çok farklı dergide basılmış; bunlardan birisi de altZine.net. Ayrıca altZine.net ve altKitap’ın yayın kurulunda görev alıyormuşsunuz. Dijital bir edebiyat dergisinde ve yayınevinde çalışmak nasıl, geleceklerini nasıl görüyorsunuz?
Dijital veya matbu olmasından bağımsız olarak, aynı hayal ve heyecanları paylaşan kişilerle bir dergi veya yayınevi etrafında toplanmak mutluluk veren, çok zenginleştirici bir tecrübe. Eminim bunu Pan ekibi olarak sizler de yaşıyorsunuzdur. Bu süreçte hem kişisel hem de ekip olarak evrilmek; yeni yazarların çıkışlarına, gelişme ve başarılarına tanık olmak da çok kıymetli. Dergiciliğin özü olan bu duygu ve tecrübeler, derginin formatından bağımsız. O yüzden dijital veya matbu bir dergide çalışmak arasında belirgin bir fark yok bana kalırsa. Bununla birlikte dijital yayıncılığın bazı pratik avantajları var. Sayfa sayısı, baskı rengi, kalitesi veya maliyeti ile sınırlanmadan daha farklı eserlere yer verebilmek; dağıtımın daha bağımsız ve kolay olması; coğrafya veya raf alanı gibi kısıtlamalara tâbi olmaması gibi.
Ne yazık ki, kimisi bizlerden kimisi dış faktörlerden kaynaklanan nedenlerle altZine.net ve altKitap’ın aktif yayın hayatı sona erdi. Beni üzse de bazı şeyleri zamanı gelince bırakmayı bilmek gerekiyor.
Yayıncılık hakkında kehanette bulunacak kadar bilgim ve tecrübem yok açıkçası. Naçizane fikrim matbu ve dijitalin birlikte, birbirlerini geliştirecekleri. Dijital yayınevleri halen tam oturmadı ama eninde sonunda güçlenecekler.
Maliyetlerinin görece daha az olması, ham madde-üretim-baskı-lojistik-depolama gibi önemli basamaklarında hem finansal hem de sürdürülebilirlik açısından avantajlı olmaları bunda rol oynayacaktır muhtemelen. Ayrıca dijital format interaktiflik, hareketli görseller gibi farklı okuma tecrübelerine çok açık, bu da heyecan verici. Tüm bunlara rağmen dijital yayıncılık klasik okuma tecrübesinin ipini çekmeyecektir ve ikisi birlikte yeni bir edebiyat yaratacaklardır diye düşünüyorum.
Kitabınızdaki bütün öyküler tek bir anlatıda ve evrende birleşiyor. Öykülerin ve kitabın bu bina edilişinde biçimin baskın bir rol aldığı gözlemleniyor. Kitabı yazma sürecinizde içerik mi bu biçimi meydana getirdi yoksa biçimden içeriğe doğru bir yol mu izlediniz?
Kısa cevabım, içeriğin biçimi meydana getirdiği olur. Detaya girmek gerekirse, ben yıllardır öykü yazıyordum. Bunların bir kısmı altZine ve diğer edebiyat dergilerinde yer almıştı, bazıları arşivimde duruyordu. Bir noktada artık bu öykülerin bir kısmını kitaplaştırma düşüncesi oluştu. Düşünürken, elimdeki her şeyi bir kitabın içine tıkmak yerine bağlamı olan bir kitap oluşturma fikri cazip geldi. Zaten bir süredir yazdığım öykülerin önemli bir kısmında zamanı ve mekânı belirsizleştirmeye çalışmıştım. Kendim için küçük bir eğlence olarak öykülerde birbirlerine küçük göndermeler yapıyordum. Kitabı oluştururken, ortak bir atmosfer, ortak bir zaman ve mekan, ve tutarlı bir kronolojik akış yaratabileceğimi hissettim. Bu düşünce ışığında öykülerim arasında buna uygun olanları ayırdım. Onları bu dünyaya ve akışa uyacak şekilde düzenledim. Birbirlerine ve mevcut zamana/mekâna uyumlu şekilde yerleşecekleri çeşitli ayrıntılar ve pasajlar ekledim. Sonuçta "Orada Bir Yerde" ortaya çıktı.
Orada Bir Yerde tek bir anlatı etrafında şekillenmesiyle bir romana yaklaşma potansiyeli barındırıyor. Tür olarak öyküyü seçmenizdeki nedeni açabilir misiniz? Bir tür olarak öykü, yazmak istediklerinize nasıl bir olanak sağladı?
Az önce belirttiğim gibi münferit öykülerden yola çıktım "Orada Bir Yerde"yi oluştururken. Romanlarda bulunan öğelerden ortak zaman, ortak mekân gibi öğelere yer verdiği için "Orada Bir Yerde"nin romana göz kırptığına katılıyorum. Yine de her öykünün bağımsız olması ve birini çıkarsak da bütünün bozulmaması nedeniyle her şeye rağmen bir öykü kitabı "Orada Bir Yerde".
Öyküyü seçtim demek çok doğru olmaz sanırım. Çeşitli sebeplerle kendimi öykü yazarken buldum demem daha yerinde olur. Birincisi, yoğun iş ve akademik yaşamım nedeniyle düzenli yazma şansım olmadı. Bu de uzun soluklu, istikrarlı bir emek isteyen roman gibi bir tür üzerinde çalışmak için uygun değildi. Birkaç ay içinde, vakit yarattıkça bir fikri yeşertip büyütmek ve sonlandırmak daha rahat yapabildiğim bir şeydi. Bunun dışında, dergicilik geçmişim nedeniyle kısa yazmaya çok alıştım ve bu tecrübe de pratiğime yansıdı. Son olarak, öykünün kendini bazı yönlerden kısıtlayıp bu sayede yaratıcı çözümlere açık olması benim için bir eğlence kaynağı oldu hep. Bu nedenlerle bugüne kadar kendimi hep öyküyle ortaya koydum.
Öykülerde herhangi bir zaman dilimine benzemeyen; kralların, soytarıların, tekerlekli sandalyenin, saat kulesinin, peygamberin bulunduğu kendine has ve tespit edilmesi güç bir zaman dilimi mevcut. Kitaptaki öyküler aynı zamanda belirli bir mekânı imlemekten kaçınan “Orada Bir Yerde” başlığı altında birleşiyor. Bunları birlikte düşündüğümüzde öykülerin geçtiği zaman ve mekânla ilgili ne söyleyebilirsiniz?
"Orada Bir Yerde"iyi kurarken, ince ayarlarını yaparken en büyük amaçlarımdan biri mekân sve zamandan bağımsız bir dünya kurmaktı. Çoğu kişi bu dünyanın geçmişte, antik zamanlarda veya orta çağ benzeri bir dönemde geçtiğini tasavvur etti. Bununla beraber birkaç kişi de distopik bir gelecek hayal etmiş okurken. Bu beni mutlu etti, çünkü amacıma ulaştığımı hissettim. Zaman ve mekânı belirsizleştirmeye çalışırken iki amacım vardı. Birincisi, okurun en yalın haliyle insana yoğunlaşıp bu temel paydadan okuma tecrübesi yaşaması. İkincisi, belirsizliğin beraberinde getireceği yaratıcılık ve zenginlikten yararlanmak. Böylece okur kendi zihninde o boşlukları doldurup öyküleri zenginleştirebilsin istedim.
İyi Kalpli Yolcu’da yolcunun salgın hastalığı bilinçli olarak yayması, Yemek öyküsünde insanların ölülerini yemesi ve birinin ölümünün ziyafet olarak görülmesi, Endülüs Köpeği’nde karakterin kitabenin yerine gelmesi için insanları öldürmesi gibi kitaptaki öykülerde ortak bir tema olarak kötücüllüğe yer veriyorsunuz. Kötücüllük hakkındaki düşüncelerinizden bahsedebilir misiniz? Kitapta kötücüllüğü odağınıza almanızın nedenlerinden bahsedebilir misiniz?
Kötülük benim "Orada Bir Yerde"yi yazdığım dönemde meselelerimden biriydi. İyilik ve kötülük arasında çok muğlak bir sınır var ve hepimiz o gri bölgede yaşıyoruz. Bu derece muğlak kavramlar hakkında hepimizin bu kadar keskin ve emin olması şaşırtıcı geliyor. Yazarken aslında bunun ne kadar kaygan bir zemin olduğunu, her an altımızdan çekilip dengemizi bozabileceğini göstermek istedim. Bunun yanında, elbette kötülük de iyilik kadar insan doğasının parçası. Başta kendimiz olmak üzere hiç ummadığımız kişiler kötülük yapabiliyor. Kimse kötülükten azade değil. Bu da öykülere sızan bir tema oldu.
Öykülerde kötülüğün kültürün içinde yer ettiği görüyor. Örneğin İlk Görüşte Ölüm’de insanların seçtikleri bir kişiyi yargılanmadan öldürme hakları ve aynı şekilde Yemek öyküsünde ölülerin yenilmesi o toplulukların geleneklerinde yer ediyor. Sizce kültür kötülüğe olanak tanıyor mu? Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Kültür kötülüğe olanak tanıyor veya tanımıyor demeyi pek doğru bulmuyorum, çünkü kötülüğün ve iyiliğin çerçevesini çizen kültürün ta kendisi. İnsan, doğası gereği kimi hareketlerde bulunuyor. Kültür dediğimiz olgu da bunu sınıflandırıp iyi veya kötü diyor. Sorunuzda örnek verdiğiniz ‘’yargılamadan bir kişiyi öldürme hakkı’’ veya ‘’yamyamlık’’ günümüzdeki çoğu kültür için kabul edilemez olsa da bunlar belirli zaman veya coğrafyalarda makul durumlardı. Tanrılara insan kurban etmek gibi bize şu an barbarca ve kötücül gelen birçok gelenek zamanında normal, hatta kutsaldı. Bundan üç yüz yıl sonra da bizler birçok açıdan kötü veya barbar olarak kabul edileceğiz büyük ihtimalle.
İyi Kalpli Yolcu adlı öykünüzün sonunda hastalığın yayılmasının müsebbiplerinden birinin de iyi kalpli yolcu olduğunu görüyoruz. Yolcunun ailesi salgın nedeniyle ölüyor ve kendisi de hasta olarak hayatına devam ediyor. Öyküde salgını durdurmak adına kralın herhangi bir önlem aldığını görmüyoruz; aksine başkentte büyük bir tapınağın inşa edilmesiyle ilgileniyor. Yolcunun hastalığı yaymasını iktidara ve aynı zamanda talihe yönelik bir çeşit başkaldırı olarak nitelendirebilir miyiz?
Yazınımda mutlak doğrulardan kaçınmaya çalışıyorum. Tersine, doğru veya ideal denilen şeyin ne kadar kaygan veya ters yüz edilebilir olduğunu göstermeye çalışıyorum. Bu görüşüm sadece içerik için değil, öykülerin olası okumaları için de geçerli. Bu anlamda her farklı okuma, her farklı bakış benim hoşuma gidiyor. Okurun zihninde öykülerin değişik yankılara yol açtığını görmek çok hoş. Evet, bu bağlamda bahsettiğiniz de oldukça ilginç ve geçerli bir bakış açısı. Bu da öykünün okumalarından biri olabilir pekâlâ.
Gelecek çalışmalarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
Mesleki ve akademik hayatımın yoğunluğu nedeniyle çoktandır yazmaya dilediğim kadar vakit ayıramadım. Bazı kolektif projeleri saymazsak, ne yazık ki istediğimden daha az üretebildim. Önümüzdeki aylar için hayalim, çoktandır ana akışı aklımda olan kısa romanıma başlamak.










