p e m b e g ö l d e k a r a b a t a k
and then i feel the life deeply with a quite real way, while i am standing
right in front of him'
p e m b e g ö l d e k a r a b a t a k
belki bir esinti, belki pembe gölde bir karabatak
beni ismine yaklaştırmayan mıknatıslar
deneme tahtasında dolandırıyor
özlediğim bir tek/tek bir histi aslında
yüzünü hatırlamıyor sayılırım, bunu söylemekten utanmamalıyım artık
saatleri aşmayan yolculuklar günlerimi doldururken hâlâ pek mutlu değilim.
bilmeni istediğimden değil, bunu bilmeyen yoktur.
uzaktan izlediğim tüm devinimlerin
benim devrimlerim olsun istediğimden belki de
_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_-_
iyi gidiyor muyum(?), iyi olmayı hep çok önemsedim
iyi olmanın ne demek olduğunu bilmeden ve hâlâ da bilmiyorken
tüm tanımlarımı klavyenin sil tuşuna sonsuza dek basılı tutarak yok ettim
kağıt önce düşen harflerin mürekkebine bulandı
simsiyah kesildi
elimi tuştan bir an olsun kaldırmadım
ve hüzünlü filmler izlememeyi bir an olsun düşünmedim
hüzün benim için bu hayata bilmem kaç sıfır yenik başlamış kafası tıraşlı bir oğlan
çocuğunu
tüm kötülüklerden kayırmak kadar gerçek çünkü
: parmağımı tuştan kaldıracak tek güç
-ve ben kafası tıraşlı oğlan çocuğunu nerden bildiğimi hatırlamıyorum, esmer.-
zamanlar bazen genişleyip daraldılar
söz geçiremiyorum, çünkü demiştim ya;
"anlatıcıdan çok karakterin kendisiyim ben."
yatağımın vücudumun izini duvarlara geçiren nevresimleri vardır
onlara sorabilirsin
anneme yıkamaması için defalarca tembih ettiğim
binbir kokuya bulanmış kokusuz nevresimlerim
zaten ‘kim binbir kokuya bürünmeye çalışsa
kokusuz kalırdı’ dimi sevgilim
•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•
bir sabah uyandım koştuğum yolları birer çizgiden ibaret kılmaya
özlediğim ne varsa kana kana kavuşmak isteği
yanaklarımı hiç koşmadan pembeye boyadı
fakat ben daima pembe gölde bir karabatak aradım
pembe göldeki karabatağın gölün dibine dek uzanan saçlarını önce ördüm
sonra kafasını okşadım
tüm korkularımı ıslak tüylerine yükledim acımasızca
beni o koskoca gölde yalnız başına temsil etsin istedim
hem yüzebilmesi
hem batabilmesi
hem uçabilmesi
en çok çıkabilmesiyle.
yüzdükçe ufuklara karışan bir nokta bile olsa kendisini hiç unutmasın istedim.
aylardan temmuzdu, benim yerleri süpürdüğüm şıpıdık terliklerim yoktu
daha kötüsü, hiç olmadı
heyecanımı kaybettim, heyecanımı temizledim
neye heyecanlandığımı unuttum
en çok kesintiye uğrayan huzursuzluklardan hoşlandım
evet ben her zaman huzursuzluğumu kesintiye uğrattım, huzurumu değil.
#########################################
genelde sığındım, odamın tahta penceresini tellerle kaplamışlar
doğduğumdan beri hapis yattığımı söylemiş miydim?
üstelik kanıtlanmamış suça suç dediklerinden hep, diyebildiklerinden işte.
neyse, bunlar benim işlerim değil
-
bu şiirde sana yalnızca bir kere mi "'sevgilim'" dedim
bir daha içimden gelirse, inan bir daha söylerim
-
bunlar senin işlerin sevgilim
parkalı şiirleri ancak sen sevebilirsin
sonra gölün kenarından ayrıldım
bilmem (,) niye diye mi soruyorsun
sazlıklar ve gölün kenarındaki -uçları mı köşeleri mi kenarları mı- olduğuna emin
olamadığım sivri ..........................................
eeee, işte sivri şeyli taşlar çağırdı beni
sessizliğe doğru yürüdüm
biraz önce yaptığım yanlışları, doğru olduğunu düşündüğüm başka yanlışlarla
düzelttiğimi sandım
parmağımı kaldırdığımda sildiğim tüm kelimelerin zıt anlamları bana iyi gelecek bi' de.
‘oysa içleri sahaf kokan eski kitaplardan eş anlamlarını bulup
bir başka yanlışlar silsilesiyle düzlediğim kağıdın
ne denli yıprandığını göremeyen yalnızca bendim’
basık sokakları gökyüzünde asılı saatleri takip ederek geçtim
~her yokuş, aşağı inerseniz sizi caddeye çıkarırdı
bilirdim~
turuncu brandalı bir yerde oturup yaz gününü izledim
yetindim hissiyle izlemek, geçirdim hissiyle bitirmek ne zor sevgilim
hiç anlatamadım, hiç yetinemedim
gün doğumları ve işte tahmin edebileceğin gibi birkaç dakika içinde de batımları
elimde tutup yüzlerine bakabileceğim ikiz kardeşler olsun istedim
renkleri benzer, yönleri farklı~~~~~~~~~
bence bu ikizler hayatla ilgili çok şey anlatabilirlerdi, bu ikizleri şu herkesin izlediği aptal
dizilerde oynatmak lazım diye düşündüm
fikrime yeterince inanmadığımdan içimde bir yerlerde öldürdüm sonra.
hiçbir anıyı ne ayıkladım
ne de sayıkladım
sadece bazı geceler öylece otururken kendimi birden halının üzerine bırakır
kollarımı saat üçe çeyrek kalırmış gibi açardım
kim bilir belki ben de üçe çeyrek kalırdım
\ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \ \
balkonların uzun ve dar olanlarını hiç sevmediğimden
bizi çok da yüksek olmayan birkaç yüz katlı, bahçeli ve müstakil bir evden
kucağımda bir kediyle seyrederdim
üzerine bastığın çimlerin tadını sakın unutma
çünkü hepsini bir başkasının gözlerinden ben yeşillendirdim
bilmem bunu duymak seni "nerden alıp nereye koyar"
fakat
ben ucunda kül birikmiş bir sigarayı küllüğe doğru hırpalayıp
fazla'dan arındırdığımı düşünürken
sigaranın için için yanışını çok umursuyorum
`
&devam etmek üzerine kurulu bir düzen beni çok yıldırırsa eğer
daha önce yıldığım duraklarda saklanırım
meydan okumak saklanarak yapılanıyla çok daha ince bir ruha sahiptir çünkü
dolandırdığım çıkmazları
kördüğümleyip getireceğim son duraksa
"o yüksek katlı yerde oturduğun ahşap sandalye" olur.
adının ne olduğunu tesadüfen öğrendim biliyor musun o yerin
nasıl unuturum falan diye de hiç hayıflanmadım
‘belki de temizlediklerimin arasına karışıp bir başka yere taşınmış,
‘taşındığı ilanı’nı ahşap sandalyede oturan severlerine duyurmayı unutmuş,
bant izleri birçok şey anlatan,
camları kırık,
öylesine bir yerdi orası.’
diye,
önünden yürüyüp geçtim.
nereye taşındığını, sorabileceğim birkaç kolay soruyla öğrenebileceğim o yüksek katlı
yerin ismini
bir daha hiç unutmadım
;;;;;
dindim ve dindirdim.
sihirli güçlerimle dalgasız gölde
pembe bir ışıltı olmayı yeğledim.
hem güneş senin yüzünden kayarak batıyorsa
her sihir bir güç değil midir?
(14.07.2023)









