Karahindiba
- Hasan Can Bağ
- 3 saat önce
- 3 dakikada okunur
Bu karahindibalar çok arsız çiçekler, olur olmadık yerde açıyorlar. Yalnızlarmış, kalabalıklarmış umursamadan sarı sarı gülüyorlar. Bin bir çeşidi var. Ben en çok ince uzun saplıları seviyorum. Neden dersen, koparıp da küpeme bağlamak çok hoşuma gidiyor. Bir de, hepsi bana seni hatırlatıyor.
Bundan üç yıl önce, yazın güze dönmekte olduğu bir vakit Çanakkale’ye gelmiştim hani. Sen aşağı inince beni elimde bir buket ile görmüştün. Hala merak ediyorum, acaba ne düşündün o an. Senin düşündüklerini tahmin etmem mümkün değil elbet, o yüzden ben bildiğim yerden, kendimden bahsedeyim. İçimde kendime bile itiraf edemediğim bir umut olsa da son görüşmemiz olduğunun bilincindeydim o gün. Ücretini cebimdeki son kuruşla zar zor çıkardığım pansiyondaki yatak da batıyordu ama uyku uyuyamamamın sebebi başkaydı elbet: seni kaybetmenin korkusu sarmıştı her bir yanımı. Saat kaç için anlaşmıştık hatırlamıyorum, on bir mi, öğleden sonra bir mi? Dedim ya, ben uyuyamadım. Başka zaman olsa pansiyon odasının darlığını bu derece sorun etmezdim, ama o gün, ruhum, ufukta sonlanan denizlere ihtiyaç duyuyordu. Kendimi sokağa attım. O yana bu yana yürürken bir çiçekçinin önünden geçtim. Ancak bunca yıl sonra kendime itiraf edebiliyorum: filmlerde dizilerde gördüğüm, çiçek ile gönül alma klişesinin pençesine düştüm. Bir yandan kendimi samimiyetsiz buluyor, diğer yandan bunun belki de sana çiçek almak için son fırsatım olduğunu düşünüyordum. Güneş sabahın serinliğini sokaklardan süpürememişti henüz. Biraz üşümekten, biraz da telaşımdan hızlı hızlı yürüyerek çiçek konusunda kendimle tartışıyordum. Sonunda, çiçek almaya karar verdim. Yalnız, canlı bir çiçek alsam diye düşündüm. Hani bilirsin, her meselede derinlikli, incelik sahibi bir adam taklidi yapma huyum vardır. Normal bir zamanda olsak, yani sen beni hala seviyor olsan, o gün de bir veda için buluşuyor olmasak eminim canlı bir çiçek alırdım. Ama yapamadım. Canlı çiçek bakım ister. Sormadan bu sorumluluğu üzerine yükleyebileceğim kadar bana yakın değildin artık. Hem bana dair bir hatıra, odanın bir köşesinde dikilip dursun ister miydin? Ben istemeyeceğini düşündüm. Bu yüzden bir buket almakta karar kıldım. Bir süre sonra çöpü boylaması kendi doğasının gereği olan bir buket… Gerisin geriye yürüdüm çiçekçinin önüne. Hâlâ açılmamıştı. Geze geze iki üç dükkân daha buldum ama hiçbiri açık değildi. Bence Çanakkale’deki çiçekçiler yanlış yapıyor. Pazar günleri erkenden açmak lazım dükkânı. Neyse… Bir tanesinin kapısında numarası yazıyordu. Uyuyor olabileceğini düşünerek mesaj attım, anında cevap geldi. “Yarım saate oradayım,” dedi adam. Gelmesi kırk beş dakikayı buldu. Buluşma saatimiz yaklaşmıştı. Geç kalacağım diye endişelenmeye başladım. Geç kalma korkusu ve yaptığım işi samimiyetsiz bulmamın etkisiyle seçimi çiçekçiye bıraktım. Yalnız arada bir müdahale ettim. Ondan daha fazla koymayalım, o kadar büyük olmasın, o gülü çıkaralım… Daha elime almadan soğumuştum buketten. Sonra bir de lanet bir koku sıktı üzerine çiçekçi. Aramızdaki son bağı koparan da bu oldu. Ondan sonra ben başkasının çiçeğini taşıyan bir kurye gibi hissetmeye başladım. Hatta bir apartman kapısının camında buketle ikimizi görünce yakınlarda bir çöp kutusu var mı diye bakındım. Sonra “Neyse,” dedim “alışık olmadığımdan böyle geliyordur belki de,”. Ben binanın önüne buluşma saatinden epey önce geldim. Sen aşağıya buluşma saatinden epey sonra indin. İşte o arada, arka sokaktaki, insanların az geçtiği bir kaldırımda beklerken yerde dört sarı karahindiba gördüm. Parke taşlarının arasında minicik bir boşluk bulup büyümüşler. Üzerlerine de basılmış olmalı ama inat etmiş, yaşamışlar. Kendimi öyle yakın hissettim ki o karahindibalara… Bilmediğim bir şehirde, bilmediğim insanların, bilmediğim çiçeklerin arasında, yanımda sen bile yokken tanıdık bir yüz görmek beni ağlatacaktı. Kopardım onları, buketin üzerine ekledim. O andan sonra bir nebze bana ait hissettim elimdekileri. Sonrasını hatırlıyor musun? Karahindibaları yolda bulduğumdan bahsetmiştim hani. “Karahindibalar üflenen şeyler değil mi?” diye sormuştun. “Tamam işte, bu sonradan ona dönüşüyor,” demiştim. “Kandırıyorsun beni!” demiş, inanmamıştın.
Aylardan nisan şimdi. Yılın pek çok zamanı görebilsen de baharın bir başka coşuyor karahindibalar. Kafanı çevirdiğin her yerde karşına çıkıyorlar, yeter ki bir avuç toprak bulsunlar. Dedim ya, bu karahindibalar çok arsız bitkiler. Olur olmadık yerde açıyorlar; tıpkı sana olan sevdam gibi, bendeki hatıran gibi…










Yorumlar