olmak istediğim o meyve ağacına
onu istemiyorum, bana bunu hatırlat.
tenimden geçen trenlerin durağı olmadı hiç
yalnızca dokunuşuna tutundum bir anlık
sonra bırakıverdim
ve mevsimler birbirine dönüştü —birdenbire
onu istemiyorum, bana bunu hatırlat.
çürük meyveler eteklerimden döküldü durdu
yalnızca kokusuna dokundum bir anlık
toprağa dokunur gibi, köklerimi salar gibi derinine
sonra çekildim ve otlar bitiverdi dibimde
onu istemiyorum, bana bunu hatırlat.
uykusuz kalıp duruyorum
biliyorsun yaslanacak yerim yok benim
gündüzlerim rüya gibi, bulanık.
öğlen güneşi yaktı tenimi kaçıverdim
oysa sen üfledikçe denizlere
buharlaşıp uçan da bendim
mevsimler meyveleri çürüttükçe
ben eteklerimi topluyorum sürünmesinler diye yere
renkli, çiçekli, yamalı, çocuksu, eğreti
ıslandıkça ağırlaşıyor benim söylediklerim.
suyu bulandırmak, o eteği ıslatmak, onu unutmak
yürümek sahiller, denizler, mevsimler boyu
suyu ortadan ikiye yarmak.
yol açmak sana, bana bulaşmadan
ıslanmadan
gidebilesin diye.
onu istemiyorum, hatırlat bunu bana.
çıkarken kapıyı açık bırak içeriden açılmıyor
ya da bana bir anahtar yaptır, evim diyeyim buraya
gölgeme ayak izlerini bırakayım
sana taze meyvelerden
sana bahar çiçeklerinden
sana ılık ve hafif rüzgarlardan
sana
tatlar, kokular, kuşlar toplayayım
sana temmuz rüzgarından bir şiir çalayım ve benzemesin hiçbir şeye. bazı şeyleri kaçmadan yakalamak gerek. ne güzel dilek. benim pastamın mumları hep kışın üflendi, yaza özenip yazı özleyip durdum. benim yapraklarımı temmuz rüzgarı okşadı ve ekim rüzgarı kopardı götürdü. yeniden doğup durmaktan yoruldum. bütün umutlarımı toprağa akıtmak ve solup gitmek istiyorum bazen. gövdeme vurulacak baltaya sıkıca sarılmak, onu heyecanla kucaklayıp beni devirene kadar huzurla yaslanmak istiyorum. en ince tuşa bas çünkü duymak istiyorum. toparlan gel, sana gövdemden bir oda yapılmasına izin vereceğim.









