Vardır Bu Aşkta Da Bir Kerem: "Kerem ile Aslı" Hikayesinin Tasavvufi Bakışla Bir İncelemesi
- Ali Günce Tepe
- 13 May
- 6 dakikada okunur
Edebi metinler tüketicileri için yeni kimlikler oluşturma yahut bu kimliklerin gerekliliklerini aktarma noktasında mahir ürünlerdir. Sözlü kültür anlatıları da edebi metinlerin sahip olduğu kimlik aktarımı işlevine fazlasıyla sahiptir. Genellikle bir topluluğun önünde ozan ya da aşık tarafından icra edilen sözlü kültür ögeleri, söz ve icra temelli aktarıldığından tüketicileri için çok daha etkileyici olması muhtemel anlatılardır. Bu kimlik aktarımının karakterlerin başına gelen olaylar ya da bunlara verilen tepkiler üzerinden yapıldığı düşünülebilir. Böylece incelenen her sözlü anlatıyı bu düzlemden okumak, anlatıcının aktarmak istediği kimliğin bulunması adına faydalı olabilir. Bu bilgilerin ışığında bir sözlü kültür ürünü olan Kerem ile Aslı hikayesinin aktardığı aşk ve gurbet anlatısı ile içerisinde barındırdığı “dervişlik”, “yolculuk” ve “yanarak yok oluş” sembollerinin ışığında incelendiğinde tasavvufi bir aşkı anlattığı görülür (Öztürk, 2009).
Anlatıyı incelemeye geçmeden önce, bu yazıda okurun sıkça karşılaşacağı iki tasavvufi kavramın açıklanması faydalı olacaktır: aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki. Aşk-ı mecazi, yani geçici aşk, birine karşı duyulan yoğun duygular için kullanılır. Aşk-ı hakiki , yani gerçek aşk, Allah’a duyulan hisler için kullanılır (Gölpınarlı, 1985, s. 79). Anlatı içerisinde baş karakter olması sebebiyle odaklanılacak olan Kerem’in Aslı’ya duyduğu aşk, geçici aşk olarak tanımlanabilir. Fakat Gölpınarlı’nın aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki arasındaki ilişkiyle alakalı söylediklerine bakacak olursak yapacağımız tanımlama değişiklik gösterebilir: “Aşkın, maddi, manevi, bütün bağları kurduğuna, insanı ancak sevgiliye hasrettiğine bakarak sûfîler, geçici aşkı da hoş görmüşler ve ‘mecaz hakikatin köprüsüdür’ demişlerdir” (Gölpınarlı, 1985, s. 79). Gölpınarlı’nın bu aktarımı bize Kerem’in Aslı’ya duyduğu aşkı geçici ve sıradan bir duygu ifadesi olarak değil, aksine, ulu ve uhrevi bir aşka döşenen taşlar olarak görmemiz gerektiğini söylüyor. Böylece anlatı incelenirken yalnızca dünyevi aşk değil, tasavvufi alt metin de incelenmelidir.
Kerem’in aşkının derinliğini gösteren ilk nokta Kerem’in dervişliğidir. Derviş kelimesinin kökeni Farsça olup kelime olarak yoksul anlamına gelmektedir (Kubbealtı Lugatı, t.y.). Gölpınarlı dervişliği tasavvuf ehlinin “varlıktan geçmeyi” şiar edinmesiyle açıklar (1985, s. 17). Tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden olan Yunus Emre’nin şu beyitleri de Gölpınarlı’ya temel oluşturan bir niteliktedir: “Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına / Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum” (Yağmur, 2008, s. 257-258). Yunus’un dünya malından vazgeçtiğini ve kendi statüsünü önemsemediğini ifade eden bu beyit Kerem’in ağzından çıkmışçasına kendisinin seçtiği yolu açıklamaktadır. Isfahan şahının oğlu olan Kerem, Aslı’nın ailesiyle beraber kaçmasının ardından babasının bütün uyarılarına karşı çıkar ve ona Aslı’nın peşinden gitmek istediğini şu sözlerle ifade eder: “(…) Benim Aslı’mı babası alıp kaçmış. (…) Baba ben ondan başkasını istemem. Elbette giderim” (Öztürk, 2009, s. 17). Bu dileğini de gerçeğe dönüştüren Kerem, sazı ve yol arkadaşı Sofu’yla beraber bütün şan, şöhret ve zenginliklerini kenara bırakarak Aslı’nın peşinden yola çıkarlar. Böylece yazının ilerleyen safhalarında bahsedilecek olan olayların ve sembollerin ortaya çıkmasına sebep olan aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki yolculuğu başlar.
Kerem, Isfahan yakınlarında bir çeşmeden başlayan ve Halep’te biten hikâyede elliyi aşkın şehir, köy ya da mevkiden geçerek Aslı’ya kavuşur. Kerem’in yolculuğu incelendiğinde, bir dervişin tasavvufi yolculuğunda (seyr-i sülûk) yaşadığı tecrübe görülmektedir. Bu tecrübe kesret, vahdet ve fenafillah olmak üzere üç aşamadan oluşur. Allah’ın tecellisiyle dünyaya gelmiş her şey ve hikâyedeki onlarca şehir, tasavvufi yolculuğun ilk adımı olan “kesret”i simgeler. Kesret, Arapça “çokluk” anlamına gelir ve tasavvufi terminolojide kişinin dünyadaki varlığın çokluğu sebebiyle hakikati göremediği aşamayı temsil eder (Kubbealtı Lugatı, t.y.). Bu yolculuğun ikinci adımı ise “vahdet”tir. Anlatı içerisinde Aslı vahdeti, yani Allah’ı ve tekliği, imler pozisyondadır. Üçüncü ve son aşama ise “fenafillah”tır, yani Allah’ın zatında nefsen yok olmaktır. Nefis ise tasavvuf ilminde kulun kötü, beğenilmeyen, bayağı ve hayvani arzularının barındığı benlik olarak açıklanır (Kubbealtı Lugatı, t.y.). Bu nefis anlayışı, kurulan kesret-vahdet-fenafillah üçlü tasavvufi ilerleyiş öğretisinin her basamağında içkin bir yer alır. Bahsedilen aşamaları geçebilmek ve bir arpa tanesi dahi yol kat edebilmek için kişiden kendi nefsini, yani “benlik”ini yok etmesi beklenmektedir. Bu noktada Kerem’in sazıyla okuduğu bir dörtlükten örnek vermek açıklayıcı olacaktır: “Dertli Kerem eder bilmezim noldum / Aşkına düşeli sarardım soldum / Yitirdim Aslı’mı Mecnun’a döndüm / Doldum bade ile dolu neylerim” (Öztürk, 2009, s. 40). Oldukça zorlu bir süreç olan nefis terbiyesinin ve “benlik”in yok oluşunun Kerem’deki tezahürünü de Kerem’in okuduğu bu dizelerde görmek mümkündür. Kerem aşkından ötürü düştüğü durumu telmih ile pekiştirerek “Leyla ile Mecnun” hikayesinin Mecnun’u üzerinden kendisine yeni bir “aşık”lık paradigması kurar.
Nefis temasının öne çıktığı bir başka örnek ise Kerem’in Kayseri’de başına gelen olaylardır. Kayseri’de gezerken halktan, bir keşiş evi olduğunu duyan Kerem eve gider ve orada Aslı’yla ailesini görür. Kendisini diş çektirmek üzere gelen biri olarak tanıtan Kerem “Yanlış çektin, o değildir, işte budur yok budur” (Öztürk, 2009, s. 117) diyerek Aslı’nın annesine 32 dişini de çektirir. Hepsini çektirdikten sonraki acıya ve kana dayanamayan Kerem, Aslı’dan kalan çevreyi (bir tür yazma) ağzına tutarak kanı durdurmaya çalışır. Bu süreci ise Aslı’nın annesine sürekli yanlış dişi çektiğini söyleyerek ağzında diş kalmayana kadar devam ettirir. Kerem’in Aslı’yı daha fazla görebilmek uğruna çektiği fiziki acı ise Kerem’in sahip olduğu nefis kontrolünün ve duyduğu aşkın büyük bir göstergesidir (Geldi, 2016, s. 61).
Kerem’in yanarak yok oluşuyla imlenen ve tasavvufi ilerleyişin üçüncü, yani son aşaması olan “fenafillah”a ermek ise hikâyenin tasavvufi olarak yorumlanması adına kullanılabilecek üçüncü aşamadır. Kulun benliğinin Allah varlığında yok olması anlamına gelen “fenafillah,” kul adına “zahir,” yani görülen, dünyanın yerini “batıni,” yani gizli ve teslimiyet dolu bir hayata bırakışını simgeler. Kerem de Aslı’yla kavuşmasını simgeleyen gerdek gecesinde yanarak yok olup beşeri hayatına son noktayı koymaktadır. Kerem, yandığı yani fenafillaha erdiği anda şu dizelerle anlatıyor: “Çektiğim dert ile elem / Benden ibret alsın âlem / Böyle çalınmıştır kalem / Yanarım Aslı’m yanarım” (Öztürk, 2009, s. 156). Bu dizelerde vurgusu yapılan dert ve ibret motifleri ile kalem benzetmesiyle verilen kader teması bundan önceki paragraflarda bahsedilen tasavvufi yolu ve ilerleyişi betimler niteliktedir.
Kerem’in yaşadığı aşkın yanı sıra doğayla kurduğu ilişkide de tasavvufi öğretilerden izler görmek mümkündür. Tasavvuf ilminin ana kaynaklarından birisi Hz. Muhammed’in sözleri ve hareketleridir (Tenik, 2017, s. 11). İslam peygamberinin mucizeleri halk hikâyelerinde ve tasavvufi metinlerde de yer bulmuştur. Bu mucizelerden doğayla alakalı olanlarına örnek olarak Peygamber’in üzerine çıkıp hutbe verdiği hurma ağacının yerine bir minber yapılınca hurma ağacının ağlaması ve Peygamber’in onu sakinleştirmesi verilebilir. İkinci örnek ise İslam dinine çağırdığı bir bedeviye Allah’ın varlığını ve kendi resullüğünü ispat etmek için tek sözüyle bir ağacı köküyle beraber yanına çağırıp sonrasında ise geri göndermesidir (Kırkız, 2017). Örnekler incelendiğinde, Peygamber’in doğadaki varlıklarla iletişim kurabildiği görülmektedir. Kerem’in de yolculuğunun çeşitli safhalarında bahsi geçen türde bir iletişim kurmayı başardığı görülür. Örneğin, çoban köprüsüne türkü okuduktan sonra yanında “devranın aynası” dediği bir ceylan gören Kerem, ona yol sormak amacıyla ceylana saz eşliğinde bir dörtlük türkü okur. Sonrasında ise ceylandan gelen cevapla türkü aracılığıyla âdeta atışırlar. Kerem ceylana “(…) Erzurum’da bulur muyum Aslı’mı? / Yoksa Keşiş yine alıp kaçtı mı?” diye sorar, ceylan ise ona “(…) Keşiş Erzurum’a gitmiştir ama / Ondan ötesini bilemem hele” diye cevap verir (Öztürk, 2009, s. 71-72). Görüldüğü üzere Kerem’in doğayla kurduğu ilişki, peygamberin mucize gösterme eylemine referans vermektedir. Bu noktada, peygamber ile Kerem arasında bir tasavvufi kimlik aktarımından bahsetmek mümkündür.
Kerem ile Aslı hikâyesi, olaylar ve imgeler üzerinden incelendiğinde, anlatının tasavvuf bilgisini ve kimliğini aktaran bir anlatı olarak yorumlanmaya açık olduğu görülmektedir. Bu da halk nezdinde bir aşk hikayesi olarak bilinen bu eserin aslında içerisinde tasavvufi bilgiyi de barındırdığını söylemeyi mümkün kılıyor. Böylece Kerem’in yaşadığı aşkı, sadece geçici ve dünyevi bir duygu olarak değerlendirilebilecek aşk-ı mecazi’den, aşk-ı hakiki’ye -yani ilahi aşka- dönüşen bir süreç olarak yorumlamaya imkan veriyor. Buna göre Kerem’in dünyevi her şeyi geride bırakıp Aslı’nın peşine düşmesi, tasavvufi bir yolculuğun başlangıcıdır. Bu yolculuk; kesret, vahdet ve fenafillah gibi aşamaları içeren bir dervişin tasavvufi yolculuğu ile paralellik gösterir. Kerem’in bu süreçte karşılaştığı zorluklar ile nefis terbiyesi, onun manevi gelişimini ve aşkının derinliğini ortaya koyar. Hikâye aynı zamanda, tasavvuf ehlinin örnek aldığı en önemli kişi olan Hz. Muhammed’in mucizelerine yapılan telmihlerle de tasavvufi yorumları güçlendirir. Kerem’in doğayla kurduğu ilişki, Peygamberin mucizelerini hatırlatarak hikâyenin tasavvufi kimliğini daha da pekiştirir. Bu açılardan bakıldığında, sade bir aşk anlatısı gibi görünen Kerem ile Aslı’nın aslında tasavvufi bir aşk hikayesi olduğu anlaşılır.
Kaynakça
Bal-Geldi, N. (2016). Kerem ile Aslı hikâyesinin sembolik çözümlemesi [Yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi].
Gölpınarlı, A. (1985). 100 soruda tasavvuf. Gerçek Yayınevi.
Kırkız, K. (2017). Hz. Peygamberimizin (SAV) mucizeleri. T.C. Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı Kula Müftülüğü. https://manisa.diyanet.gov.tr/kula/sayfalar/contentdetail.aspx?MenuCategory=Kurumsal&ContentId=191
Kubbealtı Lugatı. (t.y.). Derviş. Kubbealtı lugatı içinde. https://lugatim.com/s/DERV%C4%B0%C5%9E adresinden erişildi.
Kubbealtı Lugatı. (t.y.). Kesret. Kubbealtı lugatı içinde. https://lugatim.com/s/KESRET adresinden erişildi.
Kubbealtı Lugatı. (t.y.). Nefis. Kubbealtı lugatı içinde. https://lugatim.com/s/NEF%C4%B0S%E2%80%93NEFS adresinden erişildi.
Öztürk, İ. (Haz.). (2009). Kerem ile Aslı. İş Bankası Kültür Yayınları.
Tenik, A. (2017). Tasavvuf ilminde Hz. Peygamberin rolü. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 37, 9–30.
Yağmur, S. (Haz.). (2008). Yunus Emre divanı. Dergah Yayınları.









